refakatveziyaretb

 

Basın Video Arşivi

Etkinlik Takvimi3

Etik Kurul3

Hizmetiçi Eğitim Planı

Kalite Yönetim2

TUEK Tıpta Uzmanlık Eğitim Kurulu

Konsültasyon Hizmetleri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ziyaretçi Defteri

 

Basında Hastanemiz

Hastanemize Ulaşım

 

 

Aylık Hekim Çalışma Planı

 

Kurumsal Dökümanlar

haber kapak foto 1024x768diğer görüntüler için resime veya buraya tıklayınız

Numuneliler olarak 6 Nisan 2018 Cuma gecesi çıktığımız yolculuğumuz, Adana’nın ve Tarsus’un hem dününü hem de bugününü keşfetme ve yeni insanlar, mekanlar, tatlar tanıma düşünceleriyle başladı. 7 Nisan 2018’in güneşli sabahında ilk durağımız Tarsus oldu. Tarsus’un muhteşem şelale manzarasında kahvaltılarımızı yaptık ve bolca fotoğraf çektik. Sonrasında ilçenin doğal ve tarihi güzelliklerini keşfe çıktık

…Günümüzde şelale ve çevresi, Tarsusluların özellikle sıcak yaz günlerinde ilgi gösterdikleri yerlerin başında gelmektedir. Bahar aylarında yükselen debisiyle genişleyen göleti ve çağlayanı, güneşin batışıyla birlikte muhteşem bir görüntü oluşturur. Bu özelliğinden dolayı da Araplar Kydnos'a soğuk su anlamına gelen, "El-Baradan" ismini vermiştir. Bu isim günümüze Berdan olarak gelmiştir.

Gezimiz sırasında Tarihi Tarsus Evleri dikkatimizi çekiyor. Taş, kerpiç ve ahşap kullanılarak hazırlanan Tarihi Tarsus Evleri’nin alt katının ambar, üst katının ise yaşam alanı olmak üzere iki bölüm halinde yapıldığını öğreniyoruz. Çukurova’da yetişen pamuk, hacmen çok yer kapladığından, evlerin ambar kısmında muhafaza edilirmiş.

Daha sonra Aziz Paul Kuyusunu ve evini gören ekibimiz, Tarsus’ta gezilerine devam ettiler.

… Aziz Paul, Tarsus’ta doğmuştur. Uzun yıllardır, Aziz Paul’un evinin olduğuna inanılan yerde bir kuyu bulunmaktadır. Yapılan arkeolojik kazılarda bazı duvar kalıntılarına rastlanmıştır. Avluda bulunan kuyunun şifalı olduğuna inanılır ve Hıristiyanlar tarafından önemli bir inanç noktasıdır.

Sıradaki durağımız Antik Yol oluyor. Slefkos Krallığı'nın binlerce yıl önce böyle bir sistem kurmuş olmaları, bizi oldukça şaşırtıyor.

...2100 yıl önce yapılan Antik Yolu, balıksırtı şeklinde örülmüş baz altı ve volkanik taşlarla kaplı kireç taşından yapılmıştır. Binlerce yıldır özgün görüntüsü korumayı başaran bu tarihi yolun iki kenarında, yağmur suyunu tahliye etmek için hazırlanmış yağmur kanalları bulunuyor. Şehir içi ulaşımda kullanıldığı düşünülen bu antik yolda, o döneme ait araçların tekerlek izlerine ulaşmak mümkündür. Bu yolu kullanan antik ulaşım araçlarının yoldan çıkmasını önlemek için kenarlar duvarlarla çevrelenmiştir. Antik Yol'un altında yaklaşık 170 cm yüksekliğinde, 70 cm genişliğinde bir kanalizasyon sistemi bulunuyor. Yaklaşık 2100 yıldır işleyişini sürdüren bu yapı, günümüzde yağmur suyu drenajı yapmaktadır.

Nusret Mayın Gemisini görmek bizi hem heyecanlandırıyor hem de duygulandırıyor. Tanıtım videoları sırasında bahsedilen kahramanlıklar ise gururumuzu bir kat daha arttırıyor.

…Nusret Mayın Gemisi, 18 Mart 1915 yılında Çanakkale Harekatı’nın kaderini değiştirmesi nedeni ile ‘Dünyanın En Ünlü Mayın Gemisi’ olarak tarihe geçmiştir. 18 Mart 1915 Çanakkale deniz harbinde İngiliz Donanmasına ait olan ‘Ir-resistible’ ve ‘Ocean’ gemilerini, Fransız Donanmasına ait olan ‘ Bouvet’ zırhlı gemilerini batırarak büyük bir zafere imza atmıştır. Sağlamlaştırma ve bakım çalışmalarını tamamlayan Nusret Mayın Gemisi, Tarsus Çanakkale Parkı’nda, şanlı geçmişini nesilden nesile aktarmaktadır.

Tarsus’taki son durağımız olan Ashab-ı Kehf Mağarasındaki gezimizde ise dünyanın birçok yerinde bilinen "Yedi Uyurlar" inanışındaki tasvire en yakın mağaranın, içinde bulunduğumuz mağara olduğunu öğreniyoruz. Hıristiyan ve Müslümanlar için kutsal sayılan bu ziyaret yerinin hikayesini rehberimizden dinliyoruz.

…Tarsus'ta uzun yıllar inançlara göre baskılara, yine bu kentte yaşadığına inanılan; Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Sazenuş, Debernuş, Kefeştetayuş adında yedi gencin karşı koyması ve gizlice ibadetlerini devam etmesi yatmaktadır. Bazı değişiklerle birlikte, anlatımlardaki ortak ifade; Roma İmparatoru Diocletianus'un, çok tanrılı dönemlerde, tek tanrıya inandıkları için 7 genci huzuruna çağırarak çok tanrılı roma dininde kalmalarını, aksi takdirde onları öldürteceğini söylediği şeklindedir. İnançlarından vazgeçmek istemeyen gençler, kendilerine tanınan birkaç günlük sürede, Tarsus yakınlarındaki Ashab-ı Kehf mağarasına sığınarak uyumuşlardır. 309 yıl süren bu derin uykudan ilk olarak Yemliha uyanmış ve yiyecek almak için şehre gitmiştir. Ancak, elindeki para çok eskidir. Ayrıca anlattığı olayları hayali bulan halk, Yemliha ile mağaraya girer, içeride 6 kişinin namaz kıldığını görür. 7 genç birden görünmez olurlar.

Tarsus gezimizin ardından Adana’ya varıyoruz, keyifli ve doyurucu bir öğle yemeğinin sonrasında Adana Portakal Çiçeği Festivalini görmek için Merkez Park’a gidiyoruz. Festival, 2013 yılından beri Adana’da Nisan ayında sivil inisiyatifle gerçekleştirilen sokak festivalidir. Ayrıca Türkiye'nin ilk festivali olma özelliğine sahiptir. Sloganı ise "Nisan'da Adana'da" olarak belirlenmiştir.

Kimisi kapalı, kimileri açık alanda gerçekleşen konser, sergi ve gösterileri içeren festivalin en önemli etkinliği, katılımcıların renkli kostümler giydiği kortej yürüyüşüdür. Biz de Merkez Park’a geçtiğimizde sonunda da olsa kortej yürüyüşünü ve tasarım araba geçidini görme şansı yakaladık. Yeşil alanda keyifli vakit geçirdik ve yorgun ama mutlu şekilde otelimize geçtik.

İkinci gün gezimiz Ulu Camii ile başladı. Ramazanoğulları Camii adıyla da bilinen camii, Adana’da bulunan 16. yy.’dan kalma tarihi bir camidir.

Ramazanoğulları Beyliği’nin başyapıtı olan cami, şehrin en önemli tarihi yapılarından birisidir. 1998 yılında Sabancı Merkez Camii'nin hizmete açılmasına kadar Adana'nın en büyük camisi olma özelliğini korumuştur. Ramazanoğlu Halil Bey ve Piri Mehmet Paşa ile Mehmet Paşa’nın iki oğlu caminin güneydoğusundaki 1541 tarihli türbede yatmaktadır.

Caminin mimarisi Selçuklu ve Memluk üsluplarını taşır. Duvarları siyah beyaz mermer taşlarla bezelidir. Batı ve doğuda birer kapısı bulunur. Batı kapısı üzerinde iki yılan kabartması olan bir kubbe ve bir kitabe vardır. Doğu kapısı üzerinde ve minberinin üstünde de birer kitabesi bulunur. 16. yy’dan kalma çinileri meşhurdur.

Medrese, türbe, imaret, dar’ül hadis, dar’ül şifa, sıbyan mektebi gibi yapıları da içeren Ramazanoğlu Külliyesi’nin bir parçasıdır. Külliyenin günümüze kadar gelebilmiş diğer kısımları; medrese, türbe ve Ramazanoğulları Saray Selamlığı (Tuz Hanı)’dır.

Buradan hemen yakındaki Ramazanoğlu Medresesine geçiyoruz ve Adana Ramazanoğlu Külliyesinin içerisinde yer alan medresenin 1530 yılında Ramazanoğlu Piri Paşa tarafından yaptırıldığını, 1914’e kadar Medrese olarak hizmet ettiğini  öğreniyoruz.

…O zamanlarda Ramazanoğlu Vakfiyesinden ayrılan kaynak 35 hisseye bölünürmüş. Bunun 14 ü Medresedeki öğrencilere ve Medresedeki Müdderris’lere ödenirmiş. Büyük bir geliri olduğu için 1914 e kadar bu Medrese görevine devam etmiştir.  Resmi kayıtlara göre ilim seviyesi olarak; İstanbul’daki Süleymaniye Medresesi, Fatih Medresesi ve Bursa Medresesi seviyesinde tedrisat yapmıştır.

Külliyenin etrafındaki gezimizin ardından Adana’nın meşhur Taş Köprüsüne geçiyoruz ve muhteşem Seyhan Gölü ile görsel uyumuna hayran kalıyoruz. Adana’da Seyhan Nehri’nde Seyhan ve Yüreğir yakalarını birleştiren Taşköprü’nün, dünyanın hâlâ kullanılan en eski köprüsü olması bizleri hayrete düşürüyor.

…Taşköprü, Seyhan Nehri üzerindedir. IV. (385) yüzyılda Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırılmıştır. Yüzyıllarca Avrupa ile Asya arasında önemli bir köprü olmuştur. Harun Reşit (766-809) bazı eklerle Adana Kalesine birleştirmiştir. IX. yüzyıl başında Harun Reşit’in oğlu olan 7. Abbasi Halifesi Memun (786-833) tarafından onartılmıştır. III. Ahmet (1713), Kel Hasan Paşa (1847), Adana valisi Ziya Paşa (1789) tarafından da değişik zamanlarda tamirat görmüştür. Bu üç onarımının yazıtları mevcuttur. Son onarım, 1949 yılında yapılmıştır. 319 m. uzunluğunda ve 13 m. yüksekliğindedir. 21 kemerinden 14’ü ayaktadır. Ortadaki büyük kemerde iki aslan kabartması görülmektedir.

Ardından gezimiz, hayret ve huzur veren Merkez Camii ile devam ediyor.

…1998 yılında hizmet vermeye başlayan Sabancı Merkez Cami toplam 58.900 m2 alan üzerinde kurulmuş olup, 12.900 m2 kapalı alana sahiptir.

Sabancı Merkez Cami, konumu itibariyle Adana’da bulunan ana arterlerin, demir yolunun ve Adana’yı çevre il ve ilçelere bağlayan yolların kesim noktasında ve yüksek minareleriyle uzaktan görünüyor olması nedeniyle, şehrin adeta sembolü haline gelmiştir. Cami, 28.500 kişiye sağlayabildiği ibadet imkanı ile Balkanlar’ın ve Ortadoğu’nun en büyük camisi olma özelliğine sahiptir.

Rehberimizin anlattığına göre “Türkiye'nin ve Ortadoğu'nun en büyük camisi olan Adana Sabancı Merkez Camisi'nde 4 yarım kubbe, 4 halife ve mezhebi; 5 tam kubbe İslam'ın 5 şartını; 6 minare ise imanın 6 şartını simgeliyor. 32 metre çaplı ana kubbe 32 farza, avluda bulunan 28 kubbe ise Kuran-ı Kerim'de adı geçen 28 peygambere karşılık geliyor. 99'ar metre uzunluğundaki minareler Allah'ın 99 ismini, ana kubbedeki 40 pencere ise Hz. Muhammed'e peygamberlik görevinin verildiği yaşı simgeliyor.”

Bu bilgilerin şaşkınlığı ile yolculuğumuza Varda Köprüsü ve Kapıkaya Kanyonunda devam etmek üzere Karaisalı ilçesine doğru yola çıkıyoruz.

Adana’da Varda Var Projesi ve James Bond Skyfall filmiyle de gündeme gelen Varda Köprüsüne vardığımızda bizi eşsiz bir manzara karşılıyor. Mühendislik harikası olarak nitelendirilen köprü 1900’lü yılların başında Almanlar tarafından inşa edilmiş, bu yüzden Alman Köprüsü diye de adlandırılıyor. Köprü halen kullanımda olmasıyla da hayranlık uyandırıyor.

…Hacıkırı Demiryolu köprüsü olarak yapılan köprü heybetli oluşu nedeniyle yöre halkı tarafından Koca Köprü diye biliniyor. 200 metre uzunluğunda ve 99 metre yüksekliğinde olan köprü 1912 yılında hizmete açılıyor. Çelik kafes taş örme tekniği ile yapılan köprü tarihi ipek yolunun yerini alan Berlin-Bağdat-Hicaz demiryolu hattının bir parçasıdır.

Varda Köprüsünün ardından, buraya çok yakında yer alan Kapıkaya Kanyonuna geçiyoruz. Doğal güzellik adına bizi büyüleyen bu kanyon hakkında rehberimiz kısa bir bilgi veriyor.

…Uzaktan baktığınızda ikiye ayrılmış bir dağ şeklinde göreceğiniz Kapıkaya Kanyonu zakkum, çınar, zeytin, keçiboynuzu ve çam  ağaçları arasından akan Çakıt ırmağı etrafında oluşmuş. 20 km'lik kanyonun 7,25 km'si yürüyüş yolu olarak düzenlenmiş, doğa yürüyüşleri yapılmaktadır. Bir kısmı korkuluk ve merdivenlerle yürümeye daha uygun hale  getirilmiş. Yürüyüş güzergahında 1350 metre ileride bir şelale de bulunuyor. Burada soluklanıp dinlenebiliyorsunuz. Devamında ise girişten 7250 metre sonra Yerköprü mesire alanı bulunuyor.

Karaisalı ilçesinden Adana merkez ilçeye döndükten sonra kısa bir alışveriş zamanı buluyoruz. Taş kadayıf, karakuş gibi yöresel tatlılar; şalgam, turunç reçeli gibi bölgeye ait yiyecek ve hediyeliklerimizi alarak Ankara’ya doğru yola çıkıyoruz.

Gezi sonrasında tüm Numuneliler olarak, aklımızda ve kalbimizde Adana’ya ve gezimize dair memnuniyet ve Adana’yı yeniden, daha uzun süreyle keşfetme arzusuyla Ankara’ya doğru yola çıkıyoruz.